Eski bir Şiir Üzerine


Dışarıda bahçe, ağaçlar soğuk ve sırılsıklam akşamın derinliğinde.
Bir şiir okuyorum.
Bir güz şiiri.
Dün gibi geliyor. 
Ama hatırlayamıyorum.
Nasıl bir güzdü?
Hangi hikâyenin güzüydü?
Hangi güzdü o, keten tohumlarının tanelerinde sararmış ufkuyla içimin aynasız odalarından uğurladığım?
Hatırlamıyorum.
 
Zaman işte; böyle geçip gidiyordu.
 
Ve zaman, zamanla arınıyor.
 
Yalnızca birkaç dizeden ibaret bir güz şimdi o.
 
&&&
 
Kırılgan Güz Günleri 
 
Rengi arduaza çalan göğünün altında sonsuz bir gün batımı,
 
Bir şiirdeki sözcük kadar naif.
 
Keten tohumlarının tanelerinde sararan güz ufukları yalayıp geçiyor içimizin aynasız odalarını.
 
Sabahları, ergenlik duygusu gibi mahcup ve suskun,
Kağşamış duvar diplerinde biriken gölgelerin rehavetiyle kaybolmaya yüz tutan zamanlar, 
Güneşin tutkulu teninin küllendiği kırılgan güz günleri.
 
Avare bir bulutun yağmurunu bırakıp, sonra alıp başını gidişi gibi,
Sonsuzluğun ardışık döngüsü içinde,
Hayatlarımızdan geçip gidiveren kırılgan güz günleri.
 
Zaman’ın Ellerinde,  sayfa 36

02/05/2024