“Dünya yaratılmadan evvel sahip olduğum yüzü arıyorum.”
Yeats, The Winding Stair
Yaşam ne kadar uzun ve karmaşık olursa olsun, aslında tek bir andan ibaretti; kim olduğumuzun temelli farkına varabildiğimiz o an.
Eğer her şey sonunda bir anlatıya dönüşüyorsa, gerçek dediğimiz ne kadar sahi?..
Söylenceler, rivayetler farklı; oysa var olan hep tek bir hikâyeydi – tıpkı bir gümüş teklik gibi: bir yüzü yazı, diğeri tura.
Arapçada zahir; görünür, belirgin anlamına gelir... bizse uzaklarda ararız zahiri – çoğu zaman da tutsağı oluruz aradığımızın. Kim bilir, tasavvurun görünür kıldığı bir şeydi belki?
Dünya yaratılmadan evvel sahip olunan yüzü aramak – insanın saf, ilk, arınmış benliğine doğru içsel yoluculuğu... özünü araması; fark etmeden kendi zahir’ini yaratmasıydı belki de.
Azda çokluk...
İnsanın sınırlı muhayyilesi, mutlak gerçeklik karşısında ne kadar da kırılgan.
Zaman, ışıksızlıkta daha ağır geçiyor – sanki geriye, geçmişe doğru akıyor.
Tutarsızlığın tutarsızlığı... son günlerin sözü olmalı.
Zihnimdeki derkenarlarla yürüyordum.
Nisan 2026 – Ankara / Portakal Çiçeği Parkı’na öyle bir bahar gelmiş!..