Kuşlar Arasına Karışmak


Merhaba A..., 
Her varlığı nihayetinde ölümlü kılan; H.G Wells, Borges, Bergson ve daha pek çok yazar ve feylesofun hayran kaldığı “zaman” kavramını düşünerek yazıyorum bunları sana.
 
Biliyorsun, Proust  da çaya batırılmış bir madlen ile belleğinde yeniden canlanan geçmişinin, çocukluğundan ölümün adımlarının yaklaştığını hissettiği son yıllarına kadarki zamanının izlerinde dolaşmıştı. 
Combray'de günbatımı, alışkanlıklar, iyi geceler öpücüğü, pembeli kadın, bahçede kitap okuma saatleri, akdikenler, mehtapta gezinti, sonbahar yalnızlığı, zambak kokan oda, kıskançlık, yalan, hayal kırıklıkları, kasımpatılar...Üç bin sayfalık upuzun bir anlatı. “Kayıp Zamanın İzinde”
 
“Kayıp zaman” neydi Proust için, ona ne  ifade ediyordu bu? 
Yanından farkına varamadan sessizce geçip gidilmiş-heba edilmiş- bir zaman mıydı? Yoksa, evrensel varoluşun görkemli gizeminde hükmedemediğimiz ilahi zaman mıydı?
Yitişi her nasıl olursa olsun, içten  duyuşlarla yeniden ve defalarca filizleniyor yitirilmiş zamanlar. Onlar, geri alınmış, kazanılmış anlar.
 
Ben, mutlak “şimdi”mdeyim, sense kendi sonsuzluğundasın. Ama geri alınmış zamanlarımı hoş bir dostluğun izlerini sürerek yaşadığımı duyuyorsun eminim. Çünkü tinlerin ölümsüzlüğüne bütün kalbimle inanıyorum. 
 
Bu;
“Kitaplığıma hayat verdin; konuşuyor şimdi kitaplarım benimle. Yaşam deyince maziye, geriye bakardım. Yazılarınla yaşamın ileriye bakmak olduğunu öğrendim.”  cümleleriyle biten eski bir mektubuna, biraz önce dinen yağmurun ıslattığı  nisan akşamından gecikmiş bir cevaptı.
Daima düşüncelerimdesin