On dokuz Eylülün Köşe Başları
*Kadife çiçeğinin renginde bir göğe uyanmak ne güzel olurdu. Oysa donuk sarı bir güz ışığı asılmıştı pencereme perdeleri açtığımda.
*Bugün aylaklık ettim bir ara. Sözcüklerin sevimli birer büyücü olduklarını düşünerek onlarla oyunlar oynadım.
” Zaman veriyoruz zamana taşması için kâsenin.
Fakat onu doldurmalı önce.”
*Uzun Bir süredir Antonia Machado'nun bu sihirli cümlelerini hangi kitapta okuduğumu hatırlamaya çalışıyordum.
Saramago'nun “Belki de Neşe” sinin önsözüdeymiş meğerse. Tatlı bir tesadüfle arayışımın son bulmasının tadını çıkardım doyasıya.
*Artık akşam oluyor. Telâşını dindirmeye, sükûn bulmaya hazırlanan şehri seyrediyorum. Uzaklarda dallardan yağmur birikintilerine düşen yapraklarla bir resim çiziyorum hayalimde; sazlıkların tepelerinde uçuşan balıkçıllar bir göle konuyorlar. Ne hayâl ama!
*Şimdi geceyi bekliyorum. Köşebaşlarında neler gizli bu eylül gecesinin bilmiyorum. Bilmek istiyor muyum? Hayır. Nihayetinde, her şey bir köşe başında yaşanmaya hazırdır. Ve bekler. Ve ben bekliyorum.
*Bunları yazarken şarap içiyorum. Yaşanmış, yaşanacak bütün zamanlarım ve bütün köşe başlarım için içiyorum.