Sorulara Yağan Yağmur
“Bir şiirin güzelliğini, anlamını düşünmeden önce bile duyabilmek” gibi bir şey varoluşun ilahi ışığını sezebilmek.
Günlerdir çiseleyen yağmurdan sonra bugün hava açık. Karşılarda sarımsı güz aydınlığında yüzüyor şehir. Seyrediyorum.
Aklımda bir süreden beri, Fitzgerald’ın “Muhteşem Gatsby” romanındaki “yitik kuşak” var. Bu yitiklik duygusu güzün karamsarlığı mı? Sanmıyorum.
İki büyük savaş arasında yetişmiş, büyük hayallerin peşinden koşarken hayatın özüne dokunamamış bir nesildi, o “yitik kuşak.”
Duygusal yoksullukların, düş kırıklıklarının, ahlaki çöküşün koflaştırdığı, bedelleri ağır ödenmiş, umutsuz ve beyhude yaşamlardı onlarınki.
Birbirimizi ve sonunda kendimizi nasıl mahvedebileceğimizin; şıklık ve ihtişam altındaki çirkinliklerimizin, niteliksizliklerimizin acıtan hikayesi Muhteşem Gatsby. Bir hayat bilgisi kitabı sanki.
Yirmili, otuzlu yılların “yitik kuşak “ı bugünümüze dair izlerle dolu. Ne yazık ki Gatsby ile bitmemişti bu hazin hikaye. Hâlâ okumaya devam ediyoruz onu.
Sıradan olayların içindeki olmadık çatlaklar, kimi kırılmalar, mucizeler, acı tatlı tesadüfler, beklenmedik sevinçlerle akıp giden hayatlarımızda, neydi gerçekten yaşamak? Yaşarken nasıl dokunabilirdik hayatın özüne? Varoluşun ışığını nasıl seçebilirdik? Bu kofluğu yeşertebilir miydik yeniden? Taze bir toprak atabilir miydik bu derin çürümüşlüğün üzerine yeni umut fidanları büyütmek için?
Sorular...Sorular...Sorgulamalar...
Cevabın tılsımı, zaman kadar yaşlı, manevi dünyaya ait, sadece hissedebildiğimiz masumiyet, adalet, dürüstlük, kendine saygı, utanma gibi soylu duyguların sessiz gölgelerini duyabilmekte gizli olmalı.
Toplumlar da hastalanır. Lakin iyileşmeleri uzun sürer. Mücadeleler, cesaret, alınan yaralar, yıkımlar, yıkıntılarla çok ama çok uzun sürer. Nesiller heba edilir.
Bahar göğü bu, yine kapadı. Yağmur başladı yeniden. Ham elmas parçaları gibi süzülüyor damlalar camdan. Gagasında bir kırıntı taşıyan serçe az ilerideki saçağa tünedi.
Bir ufak kırıntı, birkaç damla su, bir saçak altı... Ne sade, ne kendi halinde bir yaşamdı serçeninki!
Bu sabah, karşıladığım diğerleri gibi, öteki sabahlardan önce gelen bir sabahtı.
Kulaklarımda yağmurun sesi, zihnimde dönüp duran sorularımla yazmaya koyuldum.
19 Kasım 2024 Ankara, evimdeyim.