A.Breton, Nadja, Melodi
Ruhumun çıplaklığında kendimi kendimde aradığım zamanlar...
Bu arayışlarımda, bir şeyleri -unuttuklarımı- yeniymiş gibi öğrenmeye; haz ve heveslerimi, duygusal yakınlıklarımı, etkilendiğim her türlü cazibeyi, heyecanlarımı, “başıma, yalnız benim başıma” gelenleri, kalabalıklar içinde beni ben yapanları anlamaya çalışıyordum Nadja ile.
Kuytularındaki gizliliklerine karşın aslında, “kanatları ardına kadar açık ve anahtarı aramak zorunda kalınmayan kapılar gibi” benliklerimiz. Yine de zorlanıyordum.
Bu kitapla yolculuğum boyunca beni uyaran, bana rehberlik eden, şu an üzerimde yansımalarını görebildiğim renkleriydi zamanın. Sanki bir gün batımında gittikçe azalan aydınlıkla tuvalin yüzünde solan, yer yer koyulaşan, sonra ansızın, silinmişçesine tüm canlılığını yitiren renkleriydi aksamadan işleyen sonsuz döngünün.
Bu tuhaf, tekinsiz yolculukta, bazen kayıp adımlarımla içimin sokaklarında yan yana dolaşıyorduk, ama her birimiz kendi başına. Ben ve ben. Ve konuşmalarımızın arasında uzayıp giden bezdirici sessizlikler.
Epeydir benimle yaşayan Nadja’yı kitaplığıma koyarken o soru dudaklarımdaydı halâ:
Kimim ben? Ben kimdim? Gerçekliğin, mutlaklığın önündeki Melodi hangi Melodi?
Nadja çoğu kez kendisini kutsal kaynaklı nehir sularının dişi ruhu Melusine olarak ifade ediyor. Bir kadının Melusine gibi hissedebilmesi, ne güzel! Ne güzel, “eğrelti otu gözlerinin” sabahları muazzam bir umut ile dünyanın üstüne açıldığını görebilmek.
Okuduğum, derin bir arayışın anlatısı olan bu öyküyle, geride bıraktığım izlerimde yeniden yürümüştüm.
“Sesini duyamıyorum. Kim var orada? Yoksa yalnız mıyım? Ben kendim miyim?”
14/08/2024