Onlarınki yazmaya ve yaşamaya dair bir rüyaydı; yarım kalmıştı poyrazın, arduvaz göğün, kara elmasın kıyılarında. Ve ilkyaz ölümlerinden daha hazin olansa, belki de şiirlerinin de çocuk kalmış olmasıydı.
Behçet Necatigil “Kitaplarda Ölmek” şiirinde şöyle der:
“Adı, soyadı
Açılır parantez
Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti
Kapanır parantez...”
Rüştü Onur, Muzaffer Tayyip Uslu, Kemal Uluser; bir ömür bile sayılamayacak kadar kısa bir zamanın içinde, Necatigil’in şiirindeki o iki tarih arasında çiçeklenivermiş şiirlerdi 30’lu ve kırk’lı yılların edebiyat dünyasında.
Aynı yoksulluk, aynı ince hastalık ve aynı kaderle birbirine dokunan üç kısacık yaşam. Akşam vakitlerinde buluşmalar, tartışmalar, dertleşmeler, edebiyat sohbetleri; onlara parasızlıklarını, sıkıntılarını ve kapıda bekleyen ölümlerini bir süreliğine unutturur.
İş çıkışlarında Halkevi’ne giderler, yeni gelen sanat dergilerini, gazeteleri okurlar. Büyülü yaz akşamları, onlar için “Ahmet Hamdi Akşamları”dır.
“...Eğer istersen
Bir gece geç vakit
Yıldız tutmak için
Ağımızı atalım sulara...”
Rüştü Onur’un biriciği Mediha’sı duyabilmiş miydi bu seslenişi; gece, bütün sessizliğiyle penceresine yaslanmışken?
Rüştü’nün ölümünden sonra Kemal Uluser'in Muzaffer Tayyip'e yazdığı mektupta duygular satırlara yansır.
“...Amma ara sıra da olsa, bazen bir mısra, bazen bir nükte, bazen bir sevda hikâyesinin kahramanı halinde yanı başımızda bitecek. O vakit ‘Aman’ diyeceğiz, ‘Sen misin Rüştü?’ Öldüğünü unutacağız...
Gözlerinden öperim, Muzaffer.”
Muzaffer Tayyip ise hayatını bütün renkleriyle dizelerinde resmeder:
“Diyecekler ki arkamdan
Ben öldükten sonra
O, yalnız şiir yazardı
Ve yağmurlu gecelerde
Elleri cebinde gezerdi.
Yazık diyecek
Hatıra defterimi okuyan
Ne talihsiz adammış
İmanı gevremiş parasızlıktan”
Kitaplar... isimleri ne çok şey anlatır tek bir sözcükte.
“Şimdilik”; Uslu’nun şiirlerini topladığı kitabın adı.
“Şimdilik”...
Tuhaf bir yarım kalmışlık duygusu. İnce bir hüznün hecelenişi; ıssız bir veda ayini, geri dönmeye vakit bulamayacağını sezen bir ruhun son sözü sanki.
Ve geriye, her şeyden sonra, yalnızca bir “şimdilik” kalır.
Rüştü Onur (1920 – 1942)
Muzaffer Tayyip Uslu (1922 – 1946)
Kemal Uluser (1915 – 1944)