Kuşların Yazdığı Şiirler


Bahar, hep beklenen mevsimdir. Ben de rüzgârın, kumsaldaki bir kitabın havalandırdığı yaprakları gibiyim bu uçarı bahar günlerinde. Dalgın ve karmakarışığım.
Kimi dillerde dişi olduğu düşünülmüştür baharın. Kimilerindeyse erkektir: “Le printemps” mesela, Fransızcadaki gibi. Bu, “bahar” kelimesinin zihin karışıklığı ya da tereddütü müdür, insanların mı, bilmiyorum. Ama bence erillikten çok, dişilik yakışıyor bahara.
 Sonra çıkıp geliveren yazın öğle rehavetinde, tenine mor jakarandaların kokusu sinmiş şehirler yenik düşerler sıcağa, uykuya yatarlar. Ipıssız görünür sokakları, kıpırtısızdır her şey. Zamanı aldatırlar o baygın “siesta” saatlerinde. 
*Siraküza 
*Catania 
*Palermo
*Malaga
*Almeria
*Huelva  gibi.
Bin beş yüzleri yaşamış dört antik mahallenin ortasındaki  Pretoria Meydanı ya da bir dönemdeki ismiyle Utanç Meydanı’ndayım. Çıplak heykeller, çeşme, saraylar, kiliseler ve akıp giden kalabalık...
Çıplaklık utanç duygusu yaratmış insanlar üzerinde ve meydanın ismi Utanç Meydanı olarak değiştirilmiş eskilerde, bir ara.
Bunu öğrenince, heykellerin sanatın inceliğiyle işlenmiş bedenlerinden duyulan anlamlandıramadığım bu tuhaf “utanç”, kendime aitmiş gibi hissetmediğim ama yine de beni acıtan bir hüznün gölgesi gibi geçiyor üzerimden. 
“Y un horizante de perros ladra muy lejos del rio”      
   Federico Garcia Lorca
“Ve köpeklerin ufku havlıyor nehrin öte yakasında”    
Lorca’nın bu çarpıcı cümlesinde, zaman, kirli karanlığın adımlarını sayıyor sanki; endişelerin, korkuların tekinsiz adımları. Gündüzlerin gecelerden ürktüğü, hayalsiz, umutsuz günlerin alacasında yükseliyor simsiyah dumanlar nehrin uluyan öte yakasında. Peki ya ben, çocuklarım, sevdiklerim, iyi ve barışçıl bütün insanlar, biz nehrin  hangi yakasındayız? Huzurlu muyuz?
Savaşın tanrıları çıldırmış olmalı şu sıralar. Dünya nüfusunun yarıdan fazlası “büyük savaşın ayak sesleri yaklaşıyor” diye açıklamış düşüncesini.
Her zaman ölünüyor; ama savaşta ne yazık ki her zamankinden fazla.
Savaş, ateş, duman...
Ve nihayet Sistine Şapeli’ ndeki pencereden de beklenen beyaz duman yükselmiş. Yeni Papa seçilmiş.
Haberi duyduğum an, Eskimo dilinde, duman kelimesinin karşılığının puju, puyu ya da puyug olduğunu ansıdım nedense.
Biraz dinlenmek için oturacak bir yer arıyorum. Denize doğru ilerlerken birbirlerini kesen dar, rengârenk sokaklardan, seslerden, şarkılardan geçiyorum. Ötelerde berrak göğe yaslanmış İyon maviliğini gören sakin bir yer buluyorum. Bir kadeh Etna Rosso  istiyorum. -Etna'nın eteklerindeki bağlardan en sevdiğim Sicilya şarabı- 

10/05/2025