Pentimento
“...Nasıl ki mekânsal uzaklığı belli bir sınırı aşmamışsa seçik olarak hayal edebiliyorsak, zamansal uzaklığı da hayal edebiliriz...”
Baruch Spinoza, Ethica, ıv. Bölüm
Siraküza'nın, Antik Yunan çağında, Korint şehrinden gelen Yunanlı kolonicilerin kurduğu bir şehir devleti olarak başlayan hikâyesinin sonraki kahramanları Romalılar, Araplar, Normanlar olmuş.
Meydanlar, sokaklar, tapınaklar, çeşmeler, heykeller, harabeler... Dolaşırken algıladığım uzamsal perspektif ile, geçen zamanın duyumunun oluşturduğu zamansal perspektif arasındaki derinlikte, şehrin resminin arkasındaki gizemi, pentimentoyu seziyorum. Çok kereler boyanmış, her yeniden boyanışında bir önceki renklerin, imgelerin, biçimlerin gölgeleri kalmış.
İyon denizinden esen ılık bahar rüzgârının rehaveti var tenimde. Kıyıda, otların üzerinde oturuyorum. Gözlerim kapalı. Henüz uyanmışım ya da uyumak üzereyim sanki. Düşünüyorum. Düşüncelerim düşlerime karışıyor.
Geçmiş hiçlik mi?
Hayır. Hiçlik şekilsizdir. Oysa geçmiş kendini şekillendirir. İzler bırakır. Ruhlara dokunur. Dorik bir sütun başlığının, yüksek kemerli eski bir kapının, duvardaki bir nişin beni çoktan yaşanmış, bitmiş bir ânın özüne götürüp, şaşırtması gibi.
Az ilerideki fundalıkta turuncu tepeliği, küçücük sarımsı göğsü, simsiyah kuyruğu ile bir ibibik kuşu tekdüze bir sesle ötüyor usanmadan. Dinliyorum.
Gün batmak üzere artık. Bu şehrin zamanlarının bütün katmanları güneşin tutkulu son yalımlarıyla tutuşuyor ufukta bir kez daha. Bu kaçıncı günbatımı burada? Kim bilebilir ki? Göğün denizi öptüğü yerde kıpkırmızı bir sonsuzluk. Siraküza’da akşam oluyor.
(*) Bir resimde, değiştirilmiş ve üzeri boyanmış önceki imgelerin, biçimlerin veya fırça darbelerinin ortaya çıkışı.
05/05/2025