Munzur'da Kaybolmak


Akıl doğası gereği, şeyleri sonsuzluğun ışığı altında algılar...
         Baruch Spinoza,  Ethica II.Bölüm
Nihayet dönmüştüm evime. Tanyeri ağarıyordu o sırada. Bir süre gözlerimi kapamışım. Kalktığımda, sonsuzluğun ışığı altında, uyku ve rüya kadar eski, kadim bir geçmişin ortasındaydım. Üzerimde bir gök kubbe, dilimde bin hikâye,
Çan çiçeği, Erzincan kirazı, Binde bir keklik otu, Munzur kekiği, Dağ çayı, Oltu otu, Ağlayan Kayalar ve bir hayat gibi akan nehirler...Görüp tanıyabildiklerim bunlar. Adını koyamadıklarımsa, hayatımın inatçı boşluklarına sızıp, dolduruyor o anlamsızlıkları burada, Munzur’un gizemli mabedinde. Ki onlar yaşamın sırları. 
Çektiğim fotoğraflara bakıyorum. İçlerinden biri, kayanın kenarına ilişmiş yaşlı bir adama ait. Gözleri fersiz, avurtları çökmüş yorgun bir yüz; onun bende uyandırdığı duyguları hatırlayabiliyorum, çok eskiden görmüşüm gibi garip bir duyguydu bu. Ve hafifçe yana yatmış yivli minaresinde, binli yılların Ulu Camii ile aramdaki kapanamaz zamansal uzaklığa rağmen duyduğum o tuhaf yakınlık hissi. 
Geçmişin ve geleceğin gölgelerinden geriye kalacak yegâne şey güzellik ve manâ âlemi; her ikisi de varoluşun süreğenliğinde sessizce dinleniyor bu eşsiz vadide, tıpkı bir vakitler Murat Nehri’nin kıyısındaki bir tepenin üzerindeyken şimdi Keban Gölü’nün sularına gömülmüş küçük bir adada, yakamozların pırıltısında dinlenen Pertek Kalesi gibi..

21/05/2025