Bir yer.
Gerçek ama masalsı.
Taş ama düşsel.
Çok yaşlı, ama zamansız...
Birinin çatısı, alttaki bir başkasının sokağı olan kayalara oyulmuş evleri; gölgelerin incelip uzadığı daracık sokakları, yılankavi merdivenleri, sarnıçları ve kiliseleriyle Matera – Sassi Vadisi burası; insanın faniliği ile taşın engin hafızasının iç içe geçtiği büyülü şehir.
Ne var ki Matera'nın büyülü güzelliği acısını saklayamaz; evlerin taş duvarlarına sinmiş yoksulluğun sessiz hikâyesini de okuruz orada...
Öyle bir yoksulluk ki – hiç uzak değil, 1950’lere kadar insanlar hayvanlarıyla birlikte aynı evlerde yaşıyor, temiz su bulunmuyor, yağmur suları biriktiriliyor, sıtma ve çocuk ölümleri hayatın sıradan bir parçası. Ve bu talihsiz topraklar, Mussolini döneminde sürgün edilenlerin gönderildiği yerlerden biri.
Ne tuhaf; bir vakitler insanların kaçıp kurtulmaya çalıştığı, “İtalya’nın utancı” olarak anılan Matera, bugün bir Dünya Kültür Mirası. Şimdi gezginlerin hayran bakışlarıyla, geçmişinin acılarını teselli ediyor sanki.
Matera’nın gün ışığında sararan, gölgede solgun kül yığınlarına dönüşen; dokuz bin yıldır yaşama kucak açmış kaya evleri... Keder, ıstırap, sürgün, dua ve umut; sonsuz bir zaman duygusuyla taşın derin ve engin hafızasına karışıyor.
Ve bu hafızanın en sessiz köşelerinden birinde, taş sessizliği renkleriyle yaran yabani ebegümeçleri arasında ismini bu naif güzellikten almış Santa Lucia alle Malve Kilisesi beliriyor – sisin içindeki bir ışık hüzmesi gibi. Duvarlarındaki fresklerde inancın sıcaklığı, yakarışın içtenliği, bir ressamın fırça izleri, eski bir denizin tortuları yan yana.
*Kilisenin freskleri artık yalnızca hatıralarımda; içeride fotoğraf çekimine izin verilmiyordu.
Mayıs 2026
Şimdi ben de bu solgun kül rengi şehrin hafızasında küçük bir izim.