Ama onun adı İsmene.
Gölün kıyısında yürürken, önce soluk pembe, ardından turuncu, mor, lacivert bir ışık, İsmene'nin eskiden kalma güzelliğini saklayan yansılarında zamanı gitgide çoğaltıyordu.
İlkin adını koyamamıştım; sonra anladım: Bu kadim göl bana, Ritsos'un yaşlı, bilge, suskun kadını İsmene'yi hatırlatıyordu. İsmene ağır ağır suya dönüşüyordu gözlerimde. Sessizliğe kuş cıvıltıları tünüyor; günbatımı zeytin çiçeği kokuyordu. Ve çok ötelerde balıkçılar, belli belirsiz inen sise lekeler bırakıyordu.
Bazilika, tahtlar, taçlar, konsiller, savaşlar, şehir boyunca uzayıp giden surlar, lale bezeli çiniler ve Müşküle’de açık bırakılmış bir ahşap kapı, o kıyısız hafızanın bir akşamına daha yatıyordu, tatlı bir kış uyuşukluğuyla.
Ve ben o akşam gölün adını İsmene koydum.
Temmuz günlükleri, İznik