Uzaktaki Bir Şehri İçinde Yaşamak


Yılın son günü. Soğuk. Göğün aydınlığının çok güçlü olmadığı saatler. Nehrin, uçlarından saçaklanmış sisinde yüzen koyu bulutlar alçacık. 
Su üzerine kurulmuş, hiç kimseyi tanımadığım bu şehrin yabancı sokaklarında, ışıkları, buz tutmuş Neva' ya vuran upuzun köprülerinde, arduaz gölgeli kanallarında dolaşıyorum. Bir tek karın parlak beyazlığı tanıdık. Donmuş su birikintilerinden baştankaralar gibi sekerek rastgele adımlar atıyorum. Başımı kaldırdığımda soğuk yıldız çiçekleri ıslatıyor kirpiklerimi.
Yorulunca, görkemli kapısına merdivenle varılan İsaac Katedrali’nin girişindeki kırmızı mermer sütunlardan birinin yanına oturuyorum. 
Bu haşin soğuk, bu amansız kar çocukluğumda, uzaklarda kalmış kışları çağırıyor. Şimdiki kışlar neşesi ve canlılığı giderek azalan öyküler artık benim şehrimde.
Kendimi içimin sessizliğine bırakıp küçük gezi defterime yazmaya koyuluyorum; düşüncelerim, burada yaşadığım zamana, büyük taş binalara, kalabalık altgeçitlere, saat kuleleri, rengârenk yılbaşı pazarları, bin yedi yüzlerden şimdiye uzanan bir tarihe düştüğüm derkenarlarım...
Tolstoy, Dostoyevski, Çehov, umutsuz aşkı yüzünden düelloda ölüme sürüklenen genç Puşkin, Gogol, Çaykovski’nin Fındıkkıran'ı çarların, çariçelerin şatafatlı sarayları, Hermitaj, çan sesleri, altın yaldızlı kubbeler sallayınca içinde kar yağan ve geceyi aldatırcasına aydınlatan kocaman elmas bir küreden yıldızların sesiyle konuşuyorlar benimle. 
Kelimeler anlamı yakalamak için kullanılırlar. Sonra unutulabilir. Unutuyorum kelimeleri, büyülü elmas küreyi dinliyorum. 
Neydi ki bilinmezlere yolculuk? Neydi bize ait olmayan bir yerleri yaşamak, duymak?  Derin bir yabancılık hissiyle kuşatılmışken, o yerin ruhuna değebilme, aramızdaki mesafelere rağmen orada kendimizden, insana dair olandan ortak bir şeyler bulabilme arzusu değil miydi? Dünyayı küçültme, avucumuzun içine alabilme  arzusuzuydu belki. Bir yakınlaşma duygusuydu. Kuşlara, onların sınır tanımaz özgürlüklerine öykünmekti belki de.
Zamanın görünmez kapılarından biri daha aralanmıştı. İki bin yirmi beşin ilk puslu güneşine uyandığımda nehirden gelen serin rüzgâr Petersburg’un masalını anlatıyordu hâlâ.
Vedalaşıyorum şimdi artık yabancısı olmadığım Petersburg’la. Yola çıkıyorum, Ankara’ya doğru.
Petersburg 31 Aralık 2024

05/01/2025