Öylesine Yakalanmış Hoş Bir Tesadüfle


Yollar yine yollar
Çok olmamıştı. Kısa bir zaman önce, karların eriyip, otların yeşerdiği mayıs günlerini yaşadığım bu şehirde kıştan, karla örtülmüş oylaklardan, çiçeksiz, meyvesiz yabani ağaçlardan, kurumuş dikenlerden, Süphan'ın bembeyaz yalnızlığından iki üç gün çalıyordum bu defa. 
Sabahın henüz aymamış pusunun içinde, kıyıda bir taşın üzerine oturmuş gölü seyrediyorum. Dağın soluğu gibi esen incecik rüzgârla ürperiyorum. İnci kefallerini, onların baharla gürleşip azgınlaşan suya meydan okurcasına çırpınışlarını, var olma savaşımlarını ansıyorum.
Söylenceye göre, güllerin kırmızısı Hace, beyazı Siyabend için açarmış bu topraklar yüzünü her ilkyaza çevirdiğinde. Şimdi, açmaya, tepelerde yalazlanacak güneşi bekliyor, kavuşamamış iki sevgili Hace ile Siyabend’in gülleri dağın eteğindeki yapayalnız beyazlıkta. Bu beyaz yalnızlık başka, bambaşka. Benim tanımadığım esrarlı bir yalnızlık.
Öğleye doğru çarşının ortasında küçücük, çok eski, salaş bir yerdeyim. Sac sobayı çevreleyen birkaç ahşap masa. Tandır ekmeğine dürülmüş otlu peynir ve demli çay. 
Fistancılar dizili karşılıklı. Aralarından geçiyorum. Envaiçeşit fistanın renkleri düşüyor gün ışıksız dar sokaklara. Adımların eritemediği buzları alların, üzüm morlarının, güneş sarılarının yangını eritiyor sanki.
Buraya bir daha yolum düşer mi bilmiyorum. Ama bu dağı, dağın masallarını dinlerken uykuya dalan bu gölü, çayın demindeki buruk lezzeti, bu insanları hiç unutamayacağımı biliyorum. 
Şehrin günlerinden, gecelerinden, renklerinden ayrılıyorum nihayet bir akşam vakti.  Çektiğim fotoğraflar var elimde, aklıma düştükçe, özledikçe açıp bakacağım. Lâkin sesleri, sözleri, duyguları, karın ıslak topraksı kokusunu çekememiştim.
2025 Şubat Van 

 

20/02/2025