Bir Fıçıda Mayalanan Meyvelerin Sesi Gibiydi
Mutfağımın, kapının hemen yanı başındaki duvarına astığım eski mi eski dostum, yılların yorgunluğu olmalıydı, saat tam ikide durmuş.
Bu iki, bahçedeki kestanenin tepesinin altın rengine boyanacağı gün batımına uzanan öğle sonrasının ikisi miydi? Yoksa, zakkumların arasından ıslak uç veren toprağın uyanışında, çayırların üzerinde bilinmedik renklerle uçuşan dağ kelebeklerinin kanatlarında yükselecek sabahın ikisi miydi?
Zincirinin ucundaki, gümüşi oymaları hafiften solmuş zarif kozalaklı sarkaç, günün hangi vaktini seçmişti bir parça soluklanabilmek için?
Bu derin suskunlukta, onunla biriktirdiğim bölük pörçük anılarım yuvalarına dönen güvercinler gibi geri geliyorlar zihnime; ocaktaki yemeklerimin tadı tuzu, portakallı, tarçınlı keklerimin evi saran enfes kokusu, okul dönüşlerinde çocuklarıma sofra kurma telâşlarım, kaynamaya bırakıp, bir kahve içiminde unuttuğum sütün göz göz kabarcıklanarak taşmış olduğunu gördüğümde kendime kızmalarım...
Dışarıdaki koyu sis gölgeleri bir bir siliyor. Kış akşamının puslu, soğuk karanlığı ağıyor her yana. Zamanı mayalayan dostum, şimdi hangi zamanı yaşıyor, hiç bilmiyorum.
Küçücük çatısının altından her tam ve her yarım saatte bir başını uzatıp şakıyan sevimli kuş, bir erik ağacının çiçekli dallarında şakımayı özlemişti belki.
Günler iyice kısaldı. En uzun geceyi bekliyorum. Az kaldı. Bahara çevireceğim yüzümü.
17/12/2024