Güneş Topla Benim İçin


GÜNEŞ TOPLA BENİM İÇİN

Ölümün asil sırrı...

Kendini ele vermeyen bir vakar taşıyor gibi bu tamamlanmamış cümle; gösterişsiz ama derin – ölümün anlatılamayan, yalnızca hissedilen suskunluğuna bir atıf neredeyse.

Sevgili Tamer'i andığım bu yazıya bir epigraf düşünürken, “epigraf” sözcüğünün eski bir anlamı geldi aklıma nedense. Eskiden bir mezar taşına, bir anıta, bir yapıya kazınmış yazıyı ifade ediyordu: taşın üstünde, zamanın içine bırakılmış bir iz.

Edebiyatta ise bir metnin başına konulan kısa bir cümle; bir açıklama değil, bir başlangıcın yankısı – yazının sesini, okumanın yönünü sezdiren bir tohum, bir uç. Belki bu yüzden her epigraf biraz yazıttır; zamana direnir – ve bu yüzden biraz eksik, biraz yarım, biraz açık...

Şairlerin hayatı, yaşadıklarından çok hatırladıkları – daha doğrusu, anlatmak için nasıl hatırladıkları olmalı. Ve ruhları da orada saklı olmalı. Gün gelir o ruhun sesi diner ama bir epigraf gibi kalır zihinlerde – yankısını sürdürür.

“Oysa ben dönmemek üzere ayrılıyordum

Yazların, kışların, yılların avlusundan

Böceklerin, çekirdeklerin damından

Taşların evinden

Ve çocuğun kırılmaz gülüşünden...”

Bahar geliyordu; siz gittiniz – ölümün asil sırrı ile Ülkü Tamer. Şiirleriniz, duyguların bitimsiz denizinde şimdi dingin, huzurlu koylar.

2018 / 01 Nisan – Bodrum

“Bodrum’dan gittikçe insan

Bodrum’a gelir.”

04/04/2026