Sağanak Altındaki Kış Menekşeleri


Duyulabilen gerçek sesler, mesela gök gürültüsü, bir çığın tepelerden kopup yuvarlanışındaki keskin ıslığı andıran tiz yankı, kabarmış, hırçın bir denizin kayalıklardaki patlayışı, ormanın derinliklerinde uğuldayan rüzgâr. Sesin gücüdür aslında kulaklarımıza dolan.
Gerçekte duymadığımız, sadece hissedebildiğimiz seslerin gücü takılıyor birden aklıma.
Kelimeler sessizdir ama duygularımızla, düşüncelerimizle konuşurlar. Etkilerler onları.
Ya da gecenin mavi siyah göğünü canlandıran bir resimde, bir köşedeki soluk kırmızı, zayıf bir yeşil, silik bir güz sarısı, baskın mavi siyahın içinden seslenirler ruhumuza. Sese dönüşmüşlerdir artık, bir şeyler anlatırlar bize.
Geçmişimizin, hatıralarımızın içindeki sarkaç da hiç susmaz.
Yağmur yağdı dün gece. Sabaha rağmen dışarıda hava karanlık ve serin. Kahvemi alıp çalışma odama geçtim. Kapının eşiğinde durunca, pencereden giren puslu aydınlıkta oda ikiye bölünmüştü sanki. Işığın iyice sokulamadığı dip taraf akşam vakitlerini yaşıyor gibiydi.
Odanın sessizliğinde, birikmiş seslerin yokluğunu duyabiliyordum.
Perdenin konsoluna hasır bir iple iliştirdiğim, incecik gümüşi metale işlenmiş, kanadı çiçekli güvercin, duvarlardan birindeki aile büyüklerimin çok eski fotoğrafları, annemin, yazı masamın üzerine çerçeveletip astığım el işlemeleri, gezilerimden anı olarak sakladığım ağaç kütüklerine oyulmuş birkaç süs, kalemliğim, kitaplarım, hepsi benimle konuşan birer esin kaynağı, tılsımlı bir sesti yazmam için.
Ne tuhaf! İşitsel duyma ile içsel duymanın ayırdına hiç bu sabahki gibi güçlü bir şekilde varamamışım şu âna değin.
Bunları yazarken deli olduğumu düşünüyorum. Kelimelerse boş beyazlığa izlerini bırakıp sessizce geçip gidiyorlar sayfanın üzerinden.
Gökyüzü kadar bağımsız ve içimi anlamla dolduran sessizliğin sesini dinliyorum, gücünü hissediyorum.

11/11/2024