Uzun Bir iç çekişten doğan renklerin izlerinde yürüyorum Auvers-Sur-Oise'da.
Buğday tarlalarında, ayçiçeklerinin sarı ablak yüzlerinde, bulutlara siyah benekler çizen karga sürülerinde, göğün hiç durmadan değişen mavisinde oyalanıyor zaman Van Gogh’un fırça darbeleriyle burada, bu küçük kasabada.
Kardeşi Theo'ya yolladığı mektuplarındaki samimi seslenişi çınlıyor kulaklarımda daracık sokaklarda dolaşırken:
“...Sık sık derin acılara gömüldüğüm doğruysa da yine de içimde saf ve sakin bir uyum, bir müzik var. En yoksul bir kulübede, en pis bir köşede bir desen, bir resim görebiliyorum...”
Bir başka mektubunda: “...Doğada bana çarpıcı gelen şeylerin kendi çalışmamda bir yansımasını görmeye başlıyorum. Anlıyorum ki doğa bana bir şey söylemiş, benimle konuşmuş ve ben onun dediklerini kâğıda geçirmişim...”
Ve bir başkasında ise: “...Kendime (ruh sağlığıma) bulduğum çare açık havada gezmek, resim yapmak...” Diyordu.
Belki Van Gogh da sanatın, doğanın bir ifadesi olduğunu düşünüyordu tıpkı Baruch Spinoza gibi. Doğa aşkın değil, içkin bir Tanrı’ydı ve tek tözdü, kendi varlığını içinde taşıyan, onun için. Akıl ile tutkuları anlamak, doğanın düzenini kavramaktı ve insan bunu kavradığında özgürlüğe ve dinginliğe yaklaşıyordu.
Sanatta ilham çoğu vakit anlık bir “taşma” gibi görünür. Oysa o taşma daha önce sessizce biriktirilmiş pek çok şeyin bir sonucudur. “Zaman veriyoruz zamana / taşması için çanağın / fakat onu doldurmalı önce” der Machado. Van Gogh zaman vermişti zamana. Çok geç başlamıştı renklerle macerası. Ve ne kadar yoğun ne kadar da kısa sürmüştü.
Onun 27 Temmuz 1890 Pazar günü gün batımına doğru ölümsüzleştirdiği, fırçasının tuvale son kez dokunduğu ağaç köklerinin karşısında karmaşık duygular içindeyim. “Kökler” Van Gogh’un Auvers-Sur-Oise’da yarattığı yetmiş dört eserden oluşan büyüleyici serisinin sonuncusuydu. Bu başyapıtı doğaya ilanı aşkının eksik sözcükleri; renklerle yazılmış bir veda mektubu olmalıydı.
Van Gogh ve kardeşi Theo yan yanalar sonsuz uykularında şimdi, Auvers-Sur-Oise’da. Kabrine işlenmiş boya lekeli bir palet ve birkaç fırça, bir hayatın hem acı hem rengârenk özü adeta.
Kasabadan ayrılmadan tekrar göğe bakıyorum uzun uzun, kargaların uçtuğu yere.
22 Eylül 2025 Auvers-Sur-Oise, Fransa