Işık ve gölge selinde bir yolculuk
Döneli günler oluyor. Mevsim geçişinin hâlsizliği var üzerimde. Yine de birkaç cümle olsun yazmak istiyorum günlüğüme.
Doğanın eşsiz renkleri ressamın fırçasından tuvale dökülen bir nehir gibiydi. Ve o nehrin kıyısında, sabahların süt beyaz sisi, göğün pembeye çalan mavisi, öğle vakitlerinin altın sarısı, gün batımlarının hüzünlü kızıllığıyla boyanarak yürüdüm günler boyunca Normandiya’da. Işıkla değişen her renk başka bir duygunun yankısıydı içimde. Maviler dingin bir suskunluğu, sarılar çocuksu sevinçleri çağırıyordu. Kızıllar bir vedayı fısıldıyordu ufukta.
Monet’nin Giverny’deki bahçesinde, zamanın adımları yavaşlamıştı. Nilüferler suyun rüzgârla kırışan yüzünde değil de zamanın aynasında yüzüyordu sanki. Küçük ahşap köprülerin gölgelerinde, kuytularda, yaprakların uçlarında titreşen güneş parçacıklarıyla ışığın ve rengin şiirselliğini duyarak dolaştım.
Uzun yürüyüşlerden yorulduğumda bir ağaca yaslanıyor, yanımda getirdiğim kitabı - İzlenimci ressamların yaşam öykülerini - okuyordum. O okuma anlarımda ışık, gölge, ben, onlar, gün ve gece birbirine karışıyordu. Bıraksam, her şey renklerin içinde kaybolacaktı. Bu kayboluşla, kendimi kendi içimde yeniden bulabilir miydim?
O kitap yolculuğuma düşülmüş bir derkenardı. Ve belki bu satırlarım da yolculuğumun ve kitabımın boşluklarına düşülmüş başka bir derkenar. Ama şunu biliyorum ki her derkenar, aslında asıl yazının ruhunu saklayan küçük bir sırdır.
(*) Monet, Manet, Pissarro, Cézanne, Renoir, Degas... Onların fırçaları, Avrupa’nın yüzyıllar boyu alıştığı resim anlayışını sarsmış, ilk sergilerde alaya alınmıştı. Oysa bugün aynı tablolar dünyanın en saygın müzelerinde, binlerce insanın hayran bakışlarıyla karşılaşıyor. Zaman, ışığın ve rengin devrimini onların elleriyle kutsadı.
Eylül günleri, 2025 – Normandiya, İzlenimcilerin ülkesi