Orada öğrendim sazlıkların, gölün, sessizliğin, rüzgârın dilini ve kuşları tanımayı – sarı başlı kuyruksallayanları, küçük halkalı cılıbıtları, ak balıkçılları...
İsmene koymuştum adını, suskun derinliklerinde kadim bir hafızayı saklayan göle. O, Göl Kadındı; yaşlı bir bilge. Yaşamın kutsallığı, kıyısız hafızanın sığınağıydı sanki.
Uzun sürüyordu onunla akşamlar, binbir gece masallarında; yıldızlar serpiliyordu zeytin çiçeklerinin mahmurluğuna.
Ve İsmene uyanırken, köpüklü ellerinden ak balıkçıllar havalanıyordu her sabah.
Ve İznik, çinilerinin renkleriyle yeniden gülüyordu doğan güne; zamandan bir gölge gibi uzanan surlarının içinde.
Temmuz Günlükleri, İznik ve ben