Telâşsız Bir Yaz Vardı Ovada


Hangi yanarağdan savrulmuştu çoktan soğumuş, katılaşmış küller? Baş döndürücü uçurumlar, buzlu doruklardaki kartalların vakur sessizliği, Muradiye Şelalesi’nin çağıltısı...
 
Çaldıran, Muradiye üzerinden Gürpınar. 
Sıcak haziran öğlesinde birdenbire karşımda yükseliveriyor Çavuştepe Kalesi.
Derin bir sükûna bürünmüş kaledeyim şimdi. Tanrı Haldi’nin, kral Sarduri’nin topraklarındayım. Sardurihinili’ye hoş geldim.
Ovaya tepeden bakan geniş yolda, kayıp geçmişin izlerinde yürüyorum. Güneş yakıcı. “Daha bir hafta öncesinde kıştı buralar.” Diyor Mehmet amca. Aşağılarda yemyeşil bir huzur.
 
M.Ö yedi yüz kırklarda, serin bir gecenin şafağında, asırlar boyu unutulmayacak bir çarpışma. Kulakları sağır eden kalk borusuyla koşuşturmalar, emirler, bağrışmalara karışan at kişnemeleri, araba tekerleklerinin gıcırtıları. Ve bilenmiş bıçak gibi Asurlu, Urartulu savaşçılar.
Hayaller canlanıp kayboluyor imgelemimde. Ben yaklaştıkça benden uzaklaşan dehşetin alacakaranlığı sapsarı benizli çiçeklerin rengini çalıyor. Yoksa kanlı çarpışmanın yazı bu yaz mı?
 
Çivi yazısı ile yazılmış bir eski çağ şiiri ile uyanıyorum kâbustan. Suskun duvarlarda, yıkık sarayda, sunak taşında yankılanan bir ses. Yaşanmış bir aşkı sayıklar gibi. Haldi’nin Arubani’ye aşkını mı anlatıyor? Kim bilir? Ova susuyor. Kuşlar, rüzgâr susuyor. Şiir yalnızca.
Hayat bir rüya olmalı. Belki ben de hep aynı uyur uyanık, ayaküstü düşleri görmek için çıkıyorum bu yolculuklara; zamanın gizemli mağaralarına bırakıyorum kendimi.
 
Kaleden ayrılırken, Urartucayı öğrenme hevesi ile Anadolu’da, İran, Ermenistan, Suriye’de gezmiş seksen dört yaşındaki Mehmet amcaya sevgi dolu hayranlığımla veda ediyorum. Oradan aldığım bölge ile ilgili kitabı, ismimi Urartuca yazarak imzalıyor. Tarihin bir parçası oluyorum.
 Mehmet Kuşman, bugün dünyada bu kadim alfabe ile yazıp okuyan on iki kişiden biriymiş.
 
Göçmen kuşlar gibi yollardayım yeniden. Ahdamar’a, keşişin kızı Tamara’nın öyküsüne doğru.
Yine dağlar. Yol boyunca arkaçlar, koyaklar ile konuşuyorum. Dağların dilini çözmeye çalışıyorum.
 
İlerilere kopkoyu bulutlar yığılıyor, yağmura hazırlanıyor doğa. Ufukta hızla yitip giden Gürpınar Ovası puslu, ıslak bir çizgi gibi asılıp kalıyor gözlerime.

13/06/2024