Armut... Ceviz Şarabı... Elma Tatlısı... Güz...
Bahçedeki renkleri değiştiren güzü seyrediyorum. Olgunlaşan meyvelerin dallardan dökülüşü, çıplak kış ağaçları, beyaz, bembeyaz dağlar, kardelenler, bahar filizleri, ağustos arılarının kaynaştığı ıhlamurlarla mevsimler birbiri ardından geçiyor gözlerimden. Hayalimde, sadece bir âna sığdırdığım bu ardışık ve bitimsiz döngü ile, Alfonso el Sabio'nun, Las Partidas'daki, ötüşüyle yüz yılı birkaç dakikaymış gibi gösteren kuşun masalını ansıyorum.
Saatbesaat yaşlanan dünyada, bu ekimin bu hafta sonunu duygularımın, düşüncelerimin gel gitlerinde çırpınarak, sokaklarda, parklarda geçirdim daha çok. Hesapsız kitapsız dolaştım. Yürüyüşler yaptım. Kendimle konuştum. İçimi dinledim.
Evde kaldığım kısacık zamanda ise, son okumalarımda beni çok etkileyen cümleleri yazdım günlüğüme. Üzerlerinde uzun uzun düşünülebilecek, derin anlamlar taşıyan cümleleri.
*Bazen tek bir cümleyi yalanlamak için bütün bir hayat hikayesi anlatmak gerekir.
*Sohbet etmenin, bir insanın kalbine ya da aklına açılmış bir pencere olması düşüncesini seviyorum.
*Bir insanın elinden geleceğini al, onu öldürmekten beter edersin.
*Anımsanacak an sayısı kadar özyaşamöykümüz vardır.
*Bir cehennem betimlemesi; eylemlerimiz, sözlerimiz, düşüncelerimiz zamanın başlangıcından beri bir bir saklanmaktadır, sonsuz sayıda sonsuzun çoğalttığı bir sonsuzdur bu; kaçışı olmayan bir tekrar.
*Je ne regrette rien, j’avance. (Hiçbir pişmanlığım yok, ilerliyorum.)
Güncemi kapatırken, evin sessizliği güz kokuyordu.
5/6 Ekim 2024 Ankara
07/10/2024