Badem Tanesi


Sabahın bir elekten yavaş yavaş süzülürmüşçesine üzerime ağdığı saatlerdi. Yüzüm, ellerim, saçlarım aydınlanıyordu tıpkı uyanmaya hazırlanan şehir gibi.
Birden günebakanları düşündüm nedense, onlar da sarı ablak suratlarını güneşe çeviriyor olmalıydılar şimdi.
Yemyeşil bir tırtılın bir çiçeğin dalında sürünerek tırmanışıydı günün doğumu.
 
Biricik aşkı Güler'i, kalemi, dört iklim dört köşesiyle koca dünyayı içine çekerek yaşamış olan Can Baba ile karşılıyordum, her şeyin yeniden başladığının habercisi ilk aydınlığı.
Dizelere konuşur gibi rahat döktüğü kızgınlıklarını, serzenişlerini, sevişmelerini, ağıtlarını okumuyordum da, onun davudi sesinden dinliyordum. Duygularını yaşıyordum. Yaşıyordum sahiden. 
 
İKİ PARÇA
 
Tabureyi döndür, dedi yıllardır görmediği hapis kocası. 40 kiloluk verem kadın döndü üstünde  oturduğu tabureylen. 
Görüşteki gardiyan sordu kadına: “Ne halt ediyon?” diye. Kadın: “Kocama gösteriyorum vücudumu,” dedi.
 
Ve tabureylen döndü allah döndü on beş dakka bitinceye dek
 
ELENİ KAPİTANİDİS’İN  EVİ 
 
Asırdide bir kalyon sanki bu ev
Rüzgâr vurdukça gacur gucur ediyor renzeleri, pencereleriyle
Ve dalgalar içinde nefes alıyor âdeta
Bi açılıp bi kapanıyor tahtaları, herzenleri
Güler’le biz durup durup seviştikçe...
 
MIŞIL
 
Bu millet uyuyor, azizim,
Dedi Arpacızâde Feyzullah Efendi
Hem de uyurken esneyerek
 
SİZMOGRAFİ 
 
Dünya öküzün boynuzları üstünde dururmuş,
Her kıpırdayışında öküz, deprem olurmuş...
Oysa dünya, halkların omzu üstünde durur
Kıpırdasın da gör!
 
AŞK DERSİ 
 
Yabancı bir televizyon görüncesinde 
Bitkilerin nasıl çiftleştiğini seyrederken ağlıyorum, 
Derken, aklıma geliyor Güler’le ilk seviştiğimiz, 
Orada da ağladığımı, gülerek hatırlıyorum.
 
BİLÂ-ZAMAN 
 
(1936 İspanyası’nda meselâ)
Dönülmez Faşizmin ufkundayız
Vakit çok geç 
 
ÖLEMSİZ
 
“Ne şeymiş bu, bu dünyadan ayrılmak,
Demir tarar gibisin bigün
Gözlerin arkada deryalara açılmak?”
 
Bir badem tanesinde olgunlaşıyordu sabah, ben Can Baba’yı dinlerken.

29/08/2024