Barışı Bulmak için Uçuyor Kuşlar
Her tapınağın, her sarayın, anıtın bir öyküsü vardır. Traianus Sütunu da, Roma İmparatoru Traianus'un milattan önce yüz’lerde Daçya’daki savaşlarını üzerindeki kabartmalarla anlatan, günümüze ulaşabilmiş bir taş destan, görsel bir anlatı.
Klasik arkeoloji profesörü Salvatore Settis'in sütundaki kabartmalara, tasvirlere ilişkin açıklamalarını okurken bir savaşın vahşetini yaşadım ürpererek. Uzun anlatı, nehrin kıyısındaki müstahkem Roma şehri görünümüyle başlıyor. Surlar, nöbetçi kaleleri. Daha ileride, bir hat halinde saf oluşturan kalkanlar. Meşaleli savaşçılar. Yükselen alevler.
Savaş; varoluştan bu yana sonu olmayan bir döngü içinde, birbirini izleyen yıkımlar ile yeniden doğuşlar, pamuk ipliğine bağlı, tetikte hayatlar, ölümlerle kazanılan zaferler, ölümlerle yitirilen güçler demek.
Yeryüzündeki bütün dillerde, özünde acıyı çağrıştıran bu kelime, kendine yüklenen anlama isyan ediyor olmalı.
Biricik ve hiçbir ânının yerine yenisini koyamadığımız yaşamlarımızda, sadece masum çocuksu günahlarımız ve hüzünlerimizle büyüyüp yaşlanabilseydik. Ve hâlâ, sallayınca kar yağan cam kürenin içindeki kış masalında hayallere dalan bir çocuğun safiyetini taşıyabilseydik ruhlarımızda.
Roma’daki taş destanın kahramanı İmparator Traianus, iki yüz metrelik görkemli anıtın tepesindeki, zaferini taçlandıran bronz heykelinin gözleriyle bakıyor dünyaya zamanın derinliklerinden.
Oysa, on dokuz yüz yıldır yeni bir şey yok burada. Hiçbir şey değişmedi dünyamızda.
Eski bir şiirimin son dizeleriyle:
“Aydınlanmamış eski sabahlar gibi
Aynı nehrin kül rengi sularında ürperiyor yine alaca şafaklar.
Açamamış inci çiçekleri tutuyor hâlâ alaca şafakların yasını.” İmparator Traianus.
30/06/2024