Sarmaşık ile Kale
Çok çok eskilerde, bir vakitler horozlar tellal, pireler hamal iken ve ben ninemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, Kaf Dağı'nın ardında duvarları yüksek mi yüksek bir Kale varmış. O yıl bahar geldiğinde, duvarlardan birindeki incecik bir çatlaktan bir Sarmaşık neşeyle uç vermiş.
Ele avuca sığmaz baharın coşkusuyla koca koca taşların arasında süzülüp, uzuyor, büyüyor, büyüyormuş Sarmaşıkcık. Kale’nin somurtkan yüzünü parlak yeşiliyle bir güzel boyuyormuş durup dinlenmeden.
Günlerden bir gün, Kale dayanamayıp; “zayıf kökün, sert bir rüzgârda hemencecik kırılacak dalların, küçücük yapraklarınla boşuna uğraşıyorsun” diye gürlemiş Sarmaşık’a.
“Sadece kalıcı olmaları için yapılmış olanlar, güçlü olanlar hayatta kalmayı hak ediyor. Ben kalıcı ve güçlüyüm. Öyleyse varım.” Diye de devam etmiş sözlerine.
“Bir avuç toprağa sarıldım, yağmur ve güneşle yaşıyorum ben; bundan başka ne demektir ki var olmak? Hem sen, benim hayatımı sürdürdüğüm zamanın ve uzamın sınırlarını gösteren taş bir yapıdan ibaretsin.” Demiş Sarmaşık nazikçe, ama biraz da sitemkâr bir sesle.
Kale kibirle üstelemiş: “Zaman mı? Hıh. Zaman duvarlarımın üzerinden akıp gidiyor. Oysa bak, ben buradayım.”
“Ama ben, bomboş beyaz bir kâğıda çizilmiş çocuk resimleri gibiyim, rengârengim. Kıpır kıpır hayat doluyum. Kuşlar yuva yapar, kelebekler, arılar konar üzerime. Yaşama sevinciyim ben. Ben olmasam, her şeye hükmeden, her yeri kuşatan bir boşluk kalır geriye. Öylesine ağır, öylesine katlanılamaz bir boşluk olur ki dünyamızı ezer, yok eder.” Diyerek içini çekmiş zavallıcık. Ağlamasını kimsenin görmesini istemiyormuş.
Akşam olup el ayak çekilince uzun uzun düşünmüş Kale. Sevimli arkadaşına hak vermiş sonunda.
Sarmaşık sımsıkı sarılmış Kale’ye. Ve o günden sonra birbirlerinden bir daha ayrılmamışlar.
Masallar gökten elma düşmeden biter mi hiç? Bu masalda da kıpkırmızı sulu sulu elmalar doğa dostlarının başına düşmüş. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.
Calvino’nun anısına derin saygımla.
03/07/2024