Bir Gün Hatırlamak İstersen
Ekim'de ilk çıkan safranların sarısındaydı aşkın sesi:
“Non omnis moriar”
“Ben hiçbir zaman tam olarak ölmeyeceğim”
Rüzgâr sağanakları altında savrularak yaş alıyoruz. Git git küçülüyor zamanın elleri.
Neden sonra aştığımız sıradağlarımıza yaslanıyoruz. Adımlarının gölgesine zambak izleri bırakarak geçiyor yaşamlarımız gözlerimizin önünden; sonsuzluğun denizine dökülmeye hazırlanıyor ileride bir yerlerde.
Şimdi artık hayatın durmayıp hızla akıp gittiğini, geriye bir şey bırakmadığını ve bir daha asla geri gelmeyeceğini bilerek, telâşsız ve dingin bir aşkla sevmeyi öğreniyoruz.
Tıpkı:
Bembeyaz karların henüz üstünü örtmediği son kır çiçeğinin ıtırını içimize çeker gibi.
Yüksek tepelere soluk soluğa tırmanışın yorgunluğunun ardından, serin arkaçlarda göğü kucaklar gibi.
Son yıldızın da körfezin alacakaranlık sularında aheste sönüşünü seyreder gibi.
Daldaki düşmeye hazır son meyveyi incitmeden usulca koparır gibi.
Bir kıyıda, ıslak kumların üzerinde avuçlarımıza günün son renklerini biriktirir gibi.
Yıllanmış bir şarabın son yudumundaki hazzı geciktirmek ister gibi.
Ağır ağır ve için için yanan bir mumun yalımının munis aydınlığındaki şiiri duyar gibi.
Sevmeyi yeniden öğreniyoruz.
Ve gerçekliğin yaşanan ânın sonsuzluğunda olduğunu.
Toy bencilliğin, kıskançlıkların ve dizginsiz tutkuların zincirini kırmış Olgun Aşklar belki de ruhlarımızın son değerli armağanı.
Hâlâ aşkın sesinde çınlayışını dinliyorum o cümlenin:
“Non omnis moriar...”
23/04/2025