Bir Yüksük Dolusu Kırmızı


Matisse’in ele avuca sığmayan renklerine açılmış bir sonsuzluk, bir sınırsızlık hissi bu...

Ayşe Davaz'ın Renk Kavramı Sözlüğü’nden renklere yakıştırılan kimi adları ansıyorum, renklerin nehrinde akıp giderken; gökçe, göverti, göğüm, beril, tirşe, güvezi, cengârî, çakır, fıstıkiçi, nefti...

Ve Matisse'in resim üzerine sözlerini ansıyorum:

“Renk bize doğayı taklit edelim diye değil, kendi duygularımızı ifade edebilelim diye verildi.”

Bir keresinde de :

“Bir yeşili koyduğumda, bu çimen demek değildir. Bir maviyi koyduğumda, bu gökyüzü demek değildir.”

Bir başka seferindeyse:

“Bir yüksük dolusu kırmızı, bir kova dolusundan daha kırmızıdır.”

Nesneler de öyleydi onun için; oldukları gibi değil, kendisinde uyandırdıkları duyguyla tuvale geçirdi onları. Onları da kendini de özgür bıraktı fırçasının dokunuşlarında.

İleri yaşlarındaydı artık; yılların biriktirdikleriyle düşünüyordu:

“Hayatıma dünyevi olanla başladım ve şimdi, hayatımın akşamında, doğal olarak ilahi olanla sonlandırıyorum.”

Renklerle yaşanmış bir ömür de, her şey gibi sona eriyordu; ama onun renkleri, sonsuzluğu hâlâ özgürce boyamaya devam ediyor.

25 Temmuz 2026, Ankara – CerModern

27/07/2026