Şehirde Bir Hafıza Durağı – Musiki Muallim Mektebi


İçimi hafiften acıtan bir gecikmişlik duygusuyla, Atatürk’ün emri üzerine, müzik öğretmeni yetiştirmek amacıyla kurulmuş ilk müzik okulu Musiki Muallim Mektebini geziyorum. Bu zarif bina şehrimin hafıza duraklarından biri şimdi.

Havuzlu avluyu çevreleyen sütunlar, sükûna sinmiş seslerin belli belirsiz yankılarıyla sarmalanıyor.

Beş Şehir‘de Tanpınar ne güzel anlatır o yılların Ankara’sını:

“...1928 sonbaharında Ankara'ya ilk geldiğimde günün bir çok saatlerinde kalenin dar sokaklarında başıboş dolaşır, eski Ankara evlerini seyrederdim. Bu evlerde yaşadığımdan çok başka bir hayat tahayyül ederdim...

...Samanpazarı’ndan bugünkü eski Dışişleri Bakanlığı’na inen eski Ankara mahalleleri, çarşıya ve kaleye çıkan yollar, Cebeci tarafları...

...Hakikatte şehir bir taraftan Milli Mücadele’deki sıkışık hayatına devam ediyor, bir taraftan da yeni baştan yapılıyordu. Her yanda bir şantiye manzarası vardı...Türk Ocağı binası, Etnoğrafya Müzesi olan bina, Gazi Terbiye Enstitüsü ve Cebeci’deki Musiki Muallim Mektebi...”

Tanpınar’ın anıları yakın tarihimizin kültürel yaşamına tutulan bir ışıktı; geçmişin üzerine çöken gölgeleri dağıtan, onu yeniden görünür, hattâ yeniden hissedilir kılan bir ışıktı, kuşkusuz. Bu yeniden hissediş, köklerimize doğru sessiz bir uzanış âdeta.

1930’ların fotoğraflarına bakarken okulun ilk yapıldığı dönemdeki yalnızlığını; kendini kuşatan ıssız bozkırın hüznünü hissediyorum. Ham toprağın, neredeyse uçsuz bucaksız düzlüğün ortasındaki o tuhaf ıssızlık duygusu.

Bu mektep binası, yoktan var edilen bu şehirde, sadece sanatsal değil aynı zamanda kentsel gelişim için de boş bir tuvale vurulan ilk fırça darbesiydi.

Günümüzün kimliksiz yapılaşmasına aldırışsız, hâlâ kendi dingin zamanını yaşayan bu hafıza durağında, eşikten başlayarak avluya açılan merdiven basamakları, derslikler, gaz lambalarının titrek yalımında uzanan loş koridorlar, vitray süslemeli yüksek kapılar... hepsi apayrı bir heyecan çiçeği açtırıyordu içimde. Mekteple ve geçmişle geçirdiğim bu huzur dolu saatler derin bir hazza dönüşmüştü.

Ayrılma vaktiydi artık. Sükûna sinmiş sesleri arkamda bırakıp şehrin hoyrat gürültüsüne karıştım.

2026 – Ankara’da bir Temmuza daha veda ederken...

 

03/08/2026