Güneş Saati
“Mezarlığın ölümden başka bir anlamı, cümlesi yoktur.” Diyor yazar.
Gözlerimi okuduğum yazıdan araladım bir an. Düşünüyorum.
Öyle midir gerçekten? “Mezarlığın ölümden başka bir anlamı yok” mudur?
Oysa, sonsuz dinginliklerinde, aslında tinsel bir yaşamın varlığını sürdürdüğü huzur mekânları değil midir mezarlıklar?
Bir kabrin başucunda, sevdiğimize sükût dolu seslenişimize ruhumuzda bir karşılık bulmaz mıyız?
Bu iki tinin içsel muhabbetinden başka ne olabilir ki?
Ölüm, maddi bir boşluk sadece. Mutlak zamanın üzerini örtüp gizlediği bir başka var olma hali. Ve kabristan, derin duyuşlarla yaşanan, ölümün ötesinde bir başka hayatın dünyamıza açılan ilahi kapısı.
Bir Hint öğretisine göre; ölüm bize dokunduğunda yok etmez; yalnızca görünmez kılarmış bizi.
Nihayetinde hepimiz birer güneş saatiyiz.
Karşı uzak tepelerde, yağmur bulutlarının arasında balkıyor ikindi güneşi, yağmurla ıslanıyor görebildiğim her şey.
Yağmuru dinliyorum.
30 Nisan 2024 öğle sonrasında aklımdan geçenler.
30/04/2024