Memento Mori
Tarih aslında bir hayat dersi.
Telâşla geçen son günlerin ardından, zamanın yalnızca kendini dinlediği bu sakin saatlerde seninle yine baş başayız sevgili günlük. Okumalarımdan birinde karşıma çıkan kadim bir ifadeyi yazacağım, güzün yüzünü artık iyiden iyiye kışa çevirdiği Kasım'ın bu sayfasına.
Memento mori...
Bu Latince deyiş, yüz yılların içinden yankıyan sade ama keskin bir hatırlatma:
“Ölümlü olduğunu hatırla.”
Kibri içimizden uzaklaştıran, yaşamı berraklaştıran, dünyayı daha sessiz bir yerden görmemizi sağlayan bir çağrı.
Bu ifade hem felsefi hem de sanatsal bir kavram; insanın, ölümün kaçınılmazlığını unutmaması, alçakgönüllü, bilinçli ve anlamlı bir yaşam sürmesi gerektiğini anlatıyor bize.
Antik Roma'da, zafer kazanmış komutanların arkasında yürüyen bir köle bu sözü fısıldarmış:
Memento mori.
Zafer sarhoşluğunda bile ölümlülüğü unutmaması için bir uyarıymış bu, komutana.
Her şey fanidir: zaferin parıltısı da, övgü de, alkış da.
Çağlar boyunca sanat da bu hatırlatmanın etrafında dönmüş: solmuş çiçekler, kum saatleri, kurumuş kafatasları, sönen mumlar... Her biri aynı gerçeğin simgeleri: yaşam ancak faniliğini bildiğinde anlamını bulur.
Tolstoy’u ve diğerlerini hatırlıyorum.
Tolstoy’ un satırlarında, John Donne'un hayata bakışında, Tarkovsky’nin ağır akan zamanında, Kiarostami’nin dingin sahnelerinde yaşamla ölümün birbirine değdiği o ince eşiğe varırız hep. Yaşamın anlamı ile ölümün sessizliği arasında buluruz kendimizi, o görünmez eşikte.
Ve işte tam o an hatırlarız belki;
hatırlamayı göze alabilirsek.
“Belki?..” diyorum;
çünkü zihnimiz, algımız çoğu zaman evrenin sonsuzluğundan çok kendi dar ufku ile sınırlıdır.
Günün doğumuna az kaldı.
Bu dünyanın mümkünleriyle imkânsızlarının gelgitinde savruluyorum.
Son olarak John Donne’un o harika cümlesini yazıyorum buraya:
“Hiçbir insan bir ada değildir.”
Bu cümleyle, ölümün herkes için ortak bir yazgı olduğunu ve bu bilincin insanları birbirine yaklaştırdığını düşünüyorum.
15/11/2025