Ölümle İncirkuşunun Arasındaki Derin Teşbih
Ebedi bir veda; ruhun sezgisiyle akan, doğa ile bedenin birbirine karıştığı ağır ve sessiz bir dünya. O ilahi sessizliğin kıyısında, incir ağacının dalında bir kuş... Ölümün içindeki dirilişin sesi. İncirkuşunu dinliyorum.
İncir, evrenin düzeninden doğan, tohumlarını içinde saklayan, kendi evrenini kendinde taşıyan, bilgeliğin kadim meyvesi. Yaratılışın gizinin, içsel derinliğin ve ruhun yansımasının simgesi olmuş hep. Başlangıçla sonun, doğumla ölümün eşiği sanki.
Hint geleneğinde “aşvattha” (kutsal incir) ağacına tünemiş kuşun, insanın öz benliğini temsil ettiğine inanılırmış.
Antik Yunan’da ise incir, ölüm ve doğurganlık döngüsünün simgesiymiş.
Anadolu’nun bazı eski söylencelerinde de bu kuşun, ölülerin ruhunu incir ağacının dallarından göğe taşıdığı anlatılır.
Yazın en sıcak zamanlarında ortaya çıktığı için mevsimlerin geçişinin, bereketin ve olgunlaşmanın habercisi olarak görülürmüş. Kuşların ötüşüyle incirlerin tatlandığı, doğanın tam döngüsüne ulaştığı düşünülürmüş.
İncirin ballı özü, inanışa göre ruhun özüdür. Kuş o özden beslenir ve göğe yükselir; meyvenin içindeki dirimi göğün sonsuzluğuna ulaştırır.
Ölüm;
göğe kanatlanan bir kuş,
toprağa kök salan bir beden,
bilgelikte, kadimde, zamansızlıkta yankıyan bir ses.
Ebedi bir veda... İncirkuşu... Ve aralarındaki derin teşbih.
19/11/2025