Tersine Esen Rüzgâra Yürümek


Hatırlamak ve anımsamak üzerine
Hatırlamak ve anımsamak; belleğin içimize kıvrılan bu yolculuğunun iki eşiği – benzerler ama her biri ruhumuzda bambaşka bir yankı bırakır.
Anımsama, zamanın sustuğu yerde şimdiye düşen bir ışık çatlağıdır sanki. Bir ayrıntı, bir koku, bir ses, bir kelime ansızın bir duyguyu, görüntüyü, bir varoluş hâlini çağırır; geçmiş o incecik aralıktan sızar, kendi hakikatini fısıldar şimdiye. İçsel, sezgisel bir andır bu – ruhun kendi kendini hatırlaması...
Hatırlama ise, geçmişi olduğu hâliyle geri çağırmak; zaman çizgisinde geri gitmek, geçmişin fotoğraflarına yeniden bakmaktır âdeta. Zihnin sakladıklarının birer birer açılması, geçmişin görüntülerini, yüzlerini, seslerini zamanın içinden seçip şimdiye taşıyan bilinçli bir çaba olmalıydı.
Bu iki kavramın ayrımını düşünürken, okuduğum kimi yazılardan cümleler geliyor aklıma: belleğin imgeleri sakladığı ama her zaman dönüştürmediği; hatırlamanın zamanı toparladığı, anımsamanınsa onu bir ışık huzmesi gibi böldüğü; belleğin hatırladığı, duyumlarınsa anımsadığı üzerine cümleler. 
Anımsama, daha duygulu, daha ışık-gölge arası bir eylemken; hatırlamak, zihnin daha iradeli bir eylemi gibi geliyor bana. Bu sabah neden bilmem, bir şimşek çakımı boyunca çıkılan içsel bir yolculuğun ifadesi olan bu iki sözcüğün arasında uzun uzadıya dolaştım.
Hatırlamak ve anımsamak, belki de zamanın tersine esen bir rüzgâra doğru yürümektir.

25/11/2025