Sabah Kahvesi


Nurullah Ataç, 1950'li yıllarda dil ve edebiyat üzerine yapılan sohbetlerden birinde, Fransız şair ve eleştirmen Nicolas Boileau'nun meşhur sözünü hatırlar:

“Un sot trouve toujours un plus sot qui l'admire.”

(Her ahmağın, kendisine hayran olan daha ahmak bir hayranı vardır.)

Ataç, bu düşünceyi çok beğenmekle birlikte, bu sözün düzyazı hâlindense eski Divan edebiyatı tarzında, ağdalı ve vezinli bir beyit olarak söylendiğinde çok daha vurucu olacağı kanaatindedir. Bu fikrini Ömer Asım Aksoy’a açar.

Eski kültüre, klasik edebiyata son derecede hâkim olan Aksoy, Boileau’nun bu sözüne çok güler ve hemen oracıkta, aruz veznine uydurarak o ünlü beyti söyleyiverir:

“Olmaz hudûd mertebe-i humka, Âsıma!

Ahmak olur ki ahmağa hayran olur gider.”

Ömer Asım Aksoy, beytin ilk mısraının sonuna, divan şairleri gibi kendi adı olan “Âsım”ı eklemiş ve kendine seslenmiş;

“Ey Âsım, bak bu dünyada aptallığın sınırı yoktur.”

Hırçın ama ne zarif, ne ince bir hicvediş...

Nurullah Ataç, Aksoy’un kıvrak zekasına ve beytin ahengine o kadar hayran kalmış ki, sonraki yazılarında ve dost meclislerinde bu beyti sık sık zikretmiş.

Ataç'a göre bu beyit, yalnızca çeviri ya da bir uyarlama değildi; Türk toplumundaki liyakatsizliği, birbirini körü körüne övmeyi, niteliksizliği eleştiren bir “hiciv” şaheseriydi.

Sabah kahvemi yudumlarken uyanan şehri seyrediyorum pencereden; kulağımda günün ilk haberleri.

Boileau... Ataç ... Ömer Asım Aksoy... Hiciv...

Zamanlar, isimler, hikâyeler değişiyor.

Ne var ki ahmaklık hep aynı ahmaklık.

Ve sanırım dünya döndükçe var olacak.

2026... Eylül, hüznünü sürükleyerek ağır adımlarıyla geçiyor.

03/09/2026