Yolculuklara Çıkmak
“Forgetting i Said can the design of the fugue be transferred to poetry?”
Louis Zukovsky
Pencereden yansıyan akşam ışığının ıssızlığında Schubert dinliyorum.
Kitaplardan birinde okumuştum; Stevenson'un Vagabond (Serseri) şiirini Schubert ‘in bir eserinden esinlenerek yazdığını hatırladım.
Sanatçıların birbirlerinin eserlerinden etkilenmeleri bende daima hoş bir duygu uyandırmıştır.
Yarım yüz yılı aşkın bir zaman farkı ile sanat evrenine solmayacak güzellikler armağan etmeye gelmiş bu iki insan. Robert Louis Stevenson ve Franz Schubert.
Maceracı, gezgin bir yazar Stevenson. Samoa, Markiz adaları, Tahiti, Honolulu, Gilbert adaları, Doğu Pasifik kıyıları, Ekvador... Dolaşmış durmuş.
Schubert, “lirik deli”, şiiri müzikle seslendirmenin ötesine geçip, sözcüklerin manalarının özündeki gizi, kelimelere dökülememiş olanı lied’leriyle hissettirmiş bir Romantik. Ve duygusal değişkenlikler, hüzün, kaçış, arayışlarla yüklü, tinlere dokunan bir yığın melodi.
Gitmek, uzaklaşmak, imgelerin, notaların arasında kaybolmak, bulmak... Onları, yol içinde yol alan yaşamları, dizginsiz arayış tutkuları buluşturmuş olmalıydı Vagabond şiirinin dizelerinde.
Tıpkı kupkuru toprağın, üzerine damlayan suyu hemen bir yudumda içmesi gibi; her şey öyle hızlı, öylesine dar zamanlara sıkışıp kalmışız ki! Yine de, dirim ile sonsuzluğu ayıran gözeriminde imgesel, düşsel ama sahici ve derin inceliklerin izlerini sürüyoruz. Bütün bu zarif duyuşlarla, zaman akıp giderken sarmal devimlerle ilerliyor sanki, her devimiyle kendini yineliyor, ağırlaşıyor.
Akşam sessiz sedasız ağıyor şehrin üzerine. Schubert’i dinliyorum hâlâ. Ve ben içimde hâlâ bakir kalabilmiş geniş, ağır zamanlarımın adımlarını duyuyorum.
13/04/2024